AVRUPA’NIN EN İRİ MEMELİLERİ: AVRUPA BİZONLARI

Eylül 24th, 2007 by ozlem0409

AVRUPA BİZONU» (Bison bonasus), bir zamanlar Asya ile Avrupa’nın birçok ormanlarında bulunurken, bugün yabani halde soyu tükenmiÅŸ gibidir. Kalan tek tük birkaç Avrupa bizonu Bedford Dük’ünün İngiltere’nin Woburn kasabasındaki partaldadır.
Görünüş itibariyle Amerika bizonu’na benzeyen Avrupa bizonu’nun sık ve kıvırcık bir yeleyle kaplı kambur omuzları vardır. Vücudunun geri kalan kısmı kısa, kalın ve yünümsü kıllarla kaplıdır. Boyunları kısa ve yuvarlanmış olup hafifçe yukarıya kıvrılır.
Bazen yanlışlıkla «avraks» diye de isimlendirilen Avrupa bizonu, Amerikalı akrabasından daha iridir, yelesi ise ötekininkinden daha kısa ve daha az dağınık tüylüdür. Bu türün , erkeÄŸi Avrupa’ya öz memelilerin en irisidir. 1000 kilo ağırlığında olabilmektedir. Omuz hizasındaki boyu 180 -185 santim, burnundan kuyruÄŸunun köküne kadar uzunluÄŸu 3 metreyi aÅŸkındır.
Rus Çarlarının himayesindeki Avrupa bizonu, Litvanya’daki Bielowitza ormanlarında ve Kafkasya’nın Kuban bölgesinde 1. Dünya Savaşı baÅŸlarına kadar rahatça yaÅŸadı. Fakat bu hayvanlardan artakalanların 2. Dünya Savaşı sıralarında kökleri kazındı.

Amerikan Bizonları 2

Eylül 24th, 2007 by ozlem0409

Çiftleşme mevsimi:

Hazirandaki veya temmuzdaki çiftleÅŸme mevsimi yaklaşırken Amerika bizonları’nın erkekleri sürüye hâkim olmak için aralarında mücadeleye giriÅŸirler. EÅŸit güçlü iki erkek Amerika bizonu arasında çıkan dövüş üst üste iki gün ve bir gece devam edebilir. Hayvanlar çoÄŸu zaman ikisi de bitkin düşüp dizleri üzerine çökünceye kadar boÄŸuÅŸur, yorgunluklarını aldıktan sonra da dövüşe bıraktıkları yerden devam ederler. Dövüş sona erdikten sonra kazanan erkek hırçınlığını unutarak diÅŸileriyle meÅŸgul olur. Yenilen Amerika bizonu ise gece ve gündüz aralıksız böğürür. Amerika bizonları’nın erkekleri kızdırılmadıkça insana pek ender olarak saldırırlar.
Yavrular nisan ile haziran arasında dünyaya gelirler, fakat çoğu, çiftleşmeden dokuz buçuk ay sonra mayısta doğmuş olur. Yavru çoğu zaman bir tanedir, fakat arada ikizlere rastlanır. Yeni doğmuş yavrunun postu hemen hemen sarıya çalan parlak bir esmerdir. Sırtının ortasında koyu kızıhmsı bir şerit dikkati çeker.
Annesi tarafından tepeden tırnağa yalanıp temizlendikten sonra, yavru artık titrek bacaklarının üzerine kalkıp ilk sütünü emmeye hazırdır.
Hayvanların çoğu daima fırtınaya arkalarını dönerler. Amerika bizonu bu kaidenin dışında kalır. Vücudunun önü arkasından daha iyi örtülü olduğundan, bir. kar fırtınasında bile başını rüzgâra vererek ilerler.

Ormanların ve dağların Amerika bizonları:

BirleÅŸik Amerika’da soyu tükenen Amerika bizonları arasında ormanlarda ve ormanlık tepelerde yaÅŸayan birkaç çeÅŸit daha vardır. Üçüncü bir tür olan «Amerika orman bizonu», «Amerika ova bizonu» ndan daha iri ve daha boyludur.
Gerçekten yabani Amerika bizonları’nın bu son üyelerine Kanada’da Kuzey Alberta bölgesinde hâlâ rastlanmaktadır. Bunların yetiÅŸkin erkeklerinin omuz hizasındaki boyları 180 santimi geçebilir. Hatta daha da irilerine rastlanabilir. Bu Amerika bizonları, sırtlarının ortasında uzanan enli bir kahverengi ÅŸeritten de tanınırlar.

Cortez ile Amerika bizonu:

Birçok kitaplarda, Amerika bizonu’nu gören ilk Avrupalının İspanyol kâşifi Hernando Cortez olduÄŸundan bahsedilir. Cortez, Aztek’lere kargı savaÅŸmış ve 1519′da bugünkü Meksiko ÅŸehrinin yerindeki Aztek baÅŸkentine varmıştı. Kral Montezuma’nm sarayının avlusunda bulunduÄŸu bîr sırada, kambur sırtlı ve dağınık tüylü garip bir yaratık görerek bunu «çeÅŸitli hayvanların ender rastlanır bir karışımı» olarak tarif ettiÄŸi söylenir.
Beri yandan Cortez’in adamlarının arasında bulunan Bernal Diaz del Castillo adında baÅŸka biri, İmparator Montezuma’nın hayvanat bahçesini teferruatıyla tarif etmiÅŸti. Kitabı, Afrika türleriyle ilgisi olmayan kaplanlardan, arslanlardan, tilkilerden, bir çıngıraklı yılandan ve bir sürü rengârenk kuÅŸtan bahseder, fakat içinde, Amerika bizonu’nun tarifine uyan hiçbir hayvanın bahsi yoktur. Bundan ötürü Cortez’in,Amerika bizonu’nu ilk defa gören beyaz olarak kazandığı ün pek doÄŸru olmasa gerektir.
Buffalo Bili kimdi? İngilizcede Afrika ve Asya su mandalarına «buffalo» denilir. Fakat aynı ismin bazen Amerika bizonlan’ndan bahsedirken kullanıldığı da dikkati çeker. Ünlü Amerika bizonu avcısı Willim F. Cody de Amerika tarihine «Buffalo Bili» adıyla geçmiÅŸtir. Fakat bu adı taşıyan yalnız o deÄŸildir. Bu ad üzerinde hak iddia eden baÅŸkaları da vardır.
1860 yılındaki büyük bir kuraklık esnasında ilk defa olarak «Buffalo» lakabını kazanan William Mathewson sessiz ve iddiasız bir adamcağızdı. Kansas eyaletinin batısında açlıktan kıvranan halka bol miktarda Amerika bizonu eti yedirmek suretiyle bu çevrede ün saldı. Geleneksel Buffalo Bili olan William Cody, bu lâkabı, Kansas Pacific demiryolu Amerika bizonları’nın ülkesinden geçirildiÄŸi 1867 yılında kazanmıştı. Demiryolu ÅŸirketi Cody’yi raylara zarar veren ve kızılderüileri de bölgeye çeken Amerika bizonları’ nı öldürmekle görevlendirmiÅŸti. Beyazlar Amerika bizonları’nı öldürmek suretiyle ova kızılderililerini yiyeceksiz bırakmış oldular. Cody’ ye «Buffalo Bili» adını yakıştıran demiryolu işçileri olmuÅŸtu.
«Buffalo» Jones adıyla daha iyi tanınan Albay Charles J. Jones ise hayvanları kementle yakalamaktaki kabiliyetiyle meÅŸhurdur. Afrika’da avcı olarak şöhret yapan bu zatın, Amerika bizonu sürüsünün Yellovvs-tone Parkında toplanmasında büyük payı vardır. 1902′de bu parkın müdürlüğüne atanan Jones, bir Amerika bizonu çiftini araba çekmeye alıştırmış, sonra da bu hayvanları toprağı sürmekte kullanmıştı.

Amerika Bizonları

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Sayıları Bir Zamanlar Milyonları Bulan

Amerika Bizonları

A MERİKA BİZONU» veya baÅŸka bir deyimle «ova mandası» (Bison bison), bir zamanlar Kuzey Amerika’nın ovalarında dört milyon baÅŸlık sürüler halinde dolaşırdı. Bir tek sürü çok kere 40 kilometre eninde ve 80 kilometre uzunluÄŸunda bir saha kaplardı. Beyazların bu kıtaya ilk geliÅŸlerinde Kuzey Amerika’daki bîzon’larm tekmil nüfusu altmış milyon olarak tahmin edilmiÅŸtir. 1900 sıralarında BirleÅŸik Amerika’da bu dev yaratıklardan sadece üç yüz tane kalmıştı. Bugün Yellowstone Parkı’nda bunun birkaç misli bizon rahatça hayat sürmektedir.

Kızılderililerden baÅŸka, Amerika’ mu batısının beyaz göçmenleri de bir zamanlar yaÅŸamak için Amerika bizonu’na bel baÄŸlamışlardı. Beslenmeleri, giyinmeleri, barmmafarı ve ısınmaları için lâzım gelen malzemeyi bu iri hayvan onlara verirdi.
Sonunda Amerika bizonları’mn bollukları, mahvolmalarına sebep olan baÅŸlıca faktör oldu.
Kızılderililer bizon sürülerini kovalayarak uçurumlardan aşağıya sürmek âdetindeydiler. Bu usul şimdiki mezbahaların vazifesini görüyordu.
Kızılderililer hayvanın derisinden kendilerine giyecek yaparlardı. Etini de ince şeritler halinde keser, sonra da bunları tütsüler ve kuruturlardı. Kaya kadar sert olan bu et şeritlerini yolculuklarında beraberlerinde taşır, yemek istedikleri zaman ise vura vura toz haline getirir, sonra da yemişlerle ve yağla kanştırırlardi.
Amerika’nın tarihî yollarından birçoÄŸu Amerika bizonları’nın takip ettiÄŸi yollardır. Bu hayvanlar kıtadaki en emin daÄŸ geçitlerini ve en
müsait yerleri bilir ve buralardan geçerlerdi. Bugünün. çelik ve beton yollan da eskiden Amerika bizonları’nın çiÄŸnediÄŸi yerlerden geçmektedir.

Amerika Bizonu’nun ülkesi:

Tipik Amerika bizonu bir ova hayvanıdır. Bol suyla beslenen açık, aÄŸaçsız ve yassı arazileri sever. Amerika bizonları’nın bir zamanlar en kalabalık oldukları merkez, bol sulu ve ormansız Mississippi nehri vadisiydi. Milyonluk Amerika bizonu sürülerine yalnız burada rastlanırdı.
Bununla beraber Amerika bizonları, susuz çöllerin ve Pasifik kıyı şeridinin dışındaki bütün Birleşik Amerika bölgelerinde dolaşırlardı. Sürüler devamlı hareket halinde olduklarından sayıca kalabalıklarına rağmen, bulundukları bölgenin otlarını tüketmek tehlikesi yaratmazlardı.

CÜCE ORMAN SU MANDASI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Cüce orman su mandası» (Syneerus nanus), bazen «çalı sığırı» olarak da isimlendirilir. Bu su mandası Orta ve Batı Afrika’nın ormanlık bölgelerinin hayvanıdır. Bu ayrı tür, Kap su mandası’ndan çok daha küçüktür. Omuz hizasındaki boyu 120 santim kadar, kilosu da 290 kilo civarındadır. Postu kızıldır, fakat boÄŸalar yaÅŸlandıkça siyahlaşırlar. Kaidelerinde yassılmış olan boynuzlar arkaya doÄŸru kavis çevirirler, uzunlukları da 75-76 santimi geçmez

AFRİKA SU MANDALARI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

KAP SU MANDASI» veya öbür, adıyla «kara renkli su mandası» (Syneerus caffer), şüpheci bir hayvan olmakla beraber, rahatsız edilmedikçe kimseye zarar vermez. Avlandığı zaman bile kaçıp kurtulmayı tercih eder. Fakat peşine düşüldüğü veya yaralandığı zaman, çalıların arasında gizlenir, sonra kendisine 5-6 metre kadar yaklaşan avcıya karşı birdenbire saldırıya geçer. Bu şekilde saldıran çıldırmış canavarı durdurabilecek tek kuvvet, beynine yerleştirilecek bir kurşundur.

Avlanan avcı:

Afrika ormanlarında avlananların serüvenlerini kaleme alan bir yazar, kap su mandası’nın yırtıcılığı hakkında ilginç bir hikâye naklediyor. Mesai kabilesinin topraklarına giren bir avcı kadın bir erkek kap su mandası’nm saldırısına uÄŸramıştı. Hücuma geçen canavara ateÅŸlediÄŸi mermi, onun sadece boynuzlarının kılıfını ve başının tepesini sıyırdı. Bu ise hayvanı büsbütün kudurtmaktan baÅŸka iÅŸe yaramadı.
Avcı kadm atından atlayıp küçük bir aÄŸaca tırmanmaya ancak vakit buldu. KudurmuÅŸ kap mandası’nın, bahtsız atı korkunç kükremelerle ayaklarının altında çiÄŸneyip paralamasını ve bütün çayırı kana bulamasını buradan dehÅŸet içinde seyretti. Fakat kap su mandası atın iÅŸini bitirdikten sonra, gidecek yerde, havayı koklayarak avcı kadının sığındığı aÄŸacı keÅŸfetti. Buna karşı saldırıya geçerek kadını düşürmeye boÅŸu boÅŸuna uÄŸraÅŸtı.
Epey av tecrübesi olan kadın, geceyi aÄŸacın üzerinde geçirmeye hazırlandı. AÄŸacın gövdesi, kap su mandası’nm saldırıları altında sallanırken, kendini kayışla bir üst dala baÄŸladı. Kendini bu ÅŸekilde emniyette sanıyordu.
Ne çare iki kap su mandasının bir özelliği de sebatıdır. Kadını düşüremeyeceğini veya boynuzlayamayacağını anlayan canavar, boynuyla başını kabil olduğu kadar yukarıya uzatmak suretiyle kadının çıplak bacaklarına diliyle erişebileceğini keşfetmekte gecikmedi.
Avcı kadının daha yükseÄŸe tırmanmasına imkân yoktu. Büktüğü dizleri esasen çenesine dayanmıştı. Bunun üzerine bir kap su mandası’nm diliyle neler yapabileceÄŸini dehÅŸet içinde gördü.
Ertesi sabah bulunduÄŸu zaman, iki ayağının da eti gitmiÅŸti. Kap su mandası’nın eÄŸeden farksız dili tarafından yalanmaktan, ayakları hemen hemen bileklerine kadar yenmiÅŸlerdi. Yardım yetiÅŸtiÄŸi zaman canavar, aÄŸzından, burnundan kan damlar halde hâlâ aÄŸacın altında duruyordu. Sonunda gaddarlığını hayatiyle ödediyse de, kadıncağız da o gece kan kaybından öldü.

Dikkate deÄŸer boynuzlar:

Kap sumandası, iri boynuzları, kısa bir kafası ve saçaklı, iri kulakları olan iri ve kalın yapılı bir kara su mandasıdır.
Enli ve yassılmış boynuzları başının tepesinden birbirine hemen bitişik olarak çıkar ve orada bir nevi kalkan vücuda getirdikten sonra arkaya ve dışa doğru kıvrılarak sivri bir uçla son bulurlar.
Tepeden bakılınca, bu boynuzlar az çok üçgen görünüşlüdür: Kaidelerinde çok geniştirler. Enleri bazen 30 santimi geçer ve uçlara doğru düzenli şekilde incelirler. Boynuzlarının, dış kavisleri boyunca tekmil uzunlukları 100 santime kadar çıkabilir. Yetişkin bir erkek omuz hizasında 150 santim boyunda ve yaklaşık olarak 700-750 kilo ağırlığındadır.

Kap su mandası nerede yaşar:

Kapsu mandası için ideal yer, arka plânında sığınabileceği bir orman bulunan bol sulu bir otlak veya kamış yatağıdır.
Kap su mandaları sabah erken ve aksam geç vakit, bazen de gece beslenir, günün sıcak saatlerini çalıların arasında dinlenmekle geçirirler. Bu hayvan çoğu zaman gayet sessizdir, kalabalık sürüler bile karınlarını doyururken hiç ses çıkarmazlar. Kap su mandası, arslanlarm saldırısına uğrayınca böğürür. Fakat arslanlar, bir tek arslana karşı yaman dövüşebilen iri boynuzlu erkeklerden ziyade, dişilerle malakları avlamayı tercih ederler.
Kap su mandası’nın normal hayat süresi hiç deÄŸilse on altı yıldır, bazıları esaret hayatında on yıl yaÅŸayabilmiÅŸtir. ÇiftleÅŸme mevsimi ocakta baÅŸlar, yavrular on bir ay sonra dünyaya gelirler.
Kap su mandası adına raÄŸmen, Büyük Sahra’nm güneyindeki bütün Afrika bölgelerine yayılmış, fakat hastalıklarla avcılar nüfusunu hayli eiksiltmiÅŸtir. Bu su mandası da birçok iri baÅŸlı hayvanlar gibi, göçebe yerlilerin evcil sığırları tarafından bulaÅŸtırılan, sığır hummasından çok zarar görür. Bir keresinde bir sığır humması salgını Kenya ülkesinin Kap su mandası nüfusunu yirmi yıl süresince sıfıra düşürmüştü.

GRİ SIĞIR veya ÇİNHİNDİ ORMAN SIĞIRI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Gri sığır» veya öbür adıyla «Çinhindi orman sığın» (Bibos sauveli), nın bazı yerlerde de «kuprey» adıyla bilinir. Yirmi yıl öncesine kadar Batıda tanınmıyordu, bu tarihte bir tanesinin Paris hayvanat bahçesine gönderilmesiyle bilginlerin dikkatini çekti.
Gri sığır’ın ilginç özelliklerinden biri, yetiÅŸkin erkeÄŸin boynuzlarının, uç taraflarından açılarak içteki bir siyah boynuzun 12 -13 santim kadarını meydana çıkarmalarıdır.
Bu tipik sığırın omuz hizasındaki boyu 150 santimi aşkındır. Baş ve vücut uzunluğu 240 santim, kuyruğu 90 santimdir. Tüyleri kısa, sık, parlak ve siyahımsı kahverengidir. Sırtında yer yer beyaz işaretler bulunur. Ayaklan genel olarak beyazdır.
Gri sığır yalnız Kamboçya ve Laos ülkelerinde bulunur.

BANTENG veya TSAİNE

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

DOÄžU’NUN BAÅžKA İLGİNÇ YABANİ SIÄžIRLARI

«Banteng» veya öbür adıyla «Tsaine» (Bibos sondaicus), Malaya’ nın yaban sığırı olmasına raÄŸmen, İngilizlerin ünlü jersey ineÄŸine pek benzer. Gevir’den daha ufak ve daha açık renklidir, üstelik ondan daha da ürkektir. Yerliler tarafından evcilleÅŸtirilebilmiÅŸtir.
Adi bateng, Cava adasında yaÅŸarsa da, hemen bütün Güney DoÄŸu Asya’da yakın akrabaları vardır. Alışkanlıkları gevir’inkilere benzer, bununla beraber gevir’in tepeleri tercih etmesine karşılık, bu daha alçaklardaki otluk ovalarda ve bambu ormanlarında yasar.

GAYAL veya MİTHAN

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Gayal» veya öbür adıyla «Mithan» (Bibos frontalis), daha iri akrabası gevirle aynı ormanlarda barınır, fakat beslenmek için insanoÄŸluna muhtaçtır. Bu hayvan renk ve genel görünüş itibariyle gevir’e çok benzer, fakat biraz daha ufaktır. Bacakları da daha kısa, sırtındaki çıkıntı daha az göze çarpıcıdır. Boynuzları enli ve ağırdır, fakat gevir’inkiler gibi kavisli olacak yerde, hemen hemen düzdür. Bu türün yurdu Hindistan’ da Tipperah tepeleri ve Assam vadisinin güneyinde kalan bölgelerdir. Yerliler gayal’m etinden ve sütünden yararlanırlar. Gayal’ın, gevirın yarı eveilleÅŸmis bir soyu olduÄŸuna inananlar vardır.

GEVİR’LER veya YABAN SIÄžIRLARI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

GEVİR yahut öbür adıyla «yaban sığırı» veya «seladang» (Bibos gaurus), yabani sığırların en irileri arasındadır. «Hindistan bizonu» da denilen bu orman hayvanının omuz hizasında boyu 180 santimi geçer, baş ve vücut uzunluğu ise 290 santime yaklaşır.
Yetişkin erkek gevir, tıpkı yak gibi siyaha yakın bir koyu kahverengidir, yalnız bacaklarının dizlerden aşağısı beyazdır. Yukarıya kıvrık boynuzları enli, ağır ve siyah uçludur.
Erkeklerden daha ufak olan dişiler omuz hizasında 150 santim boyundadır, renkleri de hafifçe kızıla çalar. Gevirin vücudu çok hacimlidir. Ensesinden sırtının ortasına kadar yüksek bir çıkıntı göze çarpar.
Hindistan’da, Burma’da ve Malakka yarımadasında tepelere yakın orlarmanlarda ve yüksek otların arasında yaÅŸayan gevir’in baÅŸlıca yiyeceÄŸi bambuların ve baÅŸka aÄŸaçların sürüngenleri ve otlardır. Çekingen ve ürkek tabiatlı olan bu iri hayvan 5 - 20 baÅŸlık veya biraz daha kalabalık küçük sürüler halinde dolaşırlar.
Yerlilerle avcılar, gevir’in kimseye saldırmayan zararsız bir hayvan, olduÄŸunu söylerler. Fakat sürüden kovulan bir erkek gevir tehlikeli olabilir. Aynı ÅŸey, yaralanan gevir için de söylenebilir. Gevir avı Hindistan’daki İngilizlerin sevdikleri sporlardan biriydi. Hayvan ilk kurÅŸunlarla ölmediÄŸi takdirde, yaralı gevirtn saldırısıyla karşılaÅŸan avcı çok kere ölümle burun buruna gelirdi.
Gevir’i evcilleÅŸtirmek için gösterilen çabalar boÅŸa gitmiÅŸtir. Åžimdiki halde, esaret hayatındaki gevir malakları büyümeden ölmektedirler..
Hindistan’ın Malabar bölgesi yerlilerinin gevir hakkında ilginç bir efsaneleri vardır. Hayvanın, burun deliklerinin içinde taÅŸlar biriktirdiÄŸini ve bunları tüfek hızıyla düşmanlarına savurduÄŸunu, taşın daima hedefini bulduÄŸunu ve açılan yaranın da daima öldürücü olduÄŸunu ileri sürerler.

YAK’LAR veya TİBET SIÄžIRLARI veya HORULDAYAN SIÄžIRLAR

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

YAK veya öbür adlarıyla «Tibet sığın» veya «horuldayan sığır» (Bos (Poephagus) grunniens), üçüncü adım, özellikle sırtına fazla yük yüklendiği zaman çıkardığı, seslerden alır.
Yabani yak dünyanın en soğuk ve en ıssız bölgelerinden Tibet yaylasında kışm 4 200 - 4 500 metre arasındaki, yazın ise 6 000 metreye kadarki yüksekliklerde yağar.
Biraz daha ufak olan evcil yak âdeta Tibet’in sembolü haline gelmistir. Bu mandamsı hayvan, sütü sağıldıktan baÅŸka, binek, çekim ve yük hayvanı olarak da kullanılır. Tibet’liler ekÅŸimiÅŸ yak yağını çok severler, hattâ ornı çaylarına dahi katarlar. Yaklar tehlikeli daÄŸ geçitlerinde ağır yükler taşırlar. Otomobil yolu olmayan ve insanların zamana deÄŸer vermedikleri bu yüksek üHcede, yak bütün ulaÅŸtırma problemlerini tek başına halledebilmektedir.

Hacimli bir hayvan:

İri erkek yaklar omuz hizasında hemen hemen 180 -182 santim boyunda ve 600 kilo ağırlığında olabilmektedirler. Bacaklan kısa, ayaklan iri ve yuvarlaktır. Burunları ve Kulakları ufak sayılır. Pürüzsüz ve yuvarlak boynuzları önce yukarıya ve dışa, sonra da öne doÄŸru kıvrılır. Sırtlarmdaki tüyler yumuÅŸaktır, fakat vücutlarının yanlarında ve altında son derece uzun olup saçak gibi yerleri süpürür. Tibetliler yak kıllarından çok faydalanırlar, Bir yak çiftinin kendi kıllarından örülmüş bir iple koÅŸulduÄŸu çok görülmüştür. Yak’ın rengi genellikle biteviye siyaha yakm koyu kahverengidir, yalnız burnunda biraz beyazlık bulunur.

Yak’ın kuyruÄŸu:

Yak’ın kuyruÄŸunun uzun tüylerden meydana gelmiÅŸ kaim bir püskülü vardır. Bu tüylü kuyruk bir zamanlar çok raÄŸbetteydi ve devlet memurlanyla subayların baÅŸlıklannda rütbelerini gösterir bir süs olarak kullanılırdı. Bu kuyruklar ayrıca boyanıp sopalara geçirilir ve sinek öldürmede de iÅŸ görürdü. Bugün Tibet’te tarım islerinde kullanılan yai’larm çoÄŸu kuyruksuzdur. Çünkü kuyrukları çoktan kesilip satılmıştır.
Yak’lar yükseklerdeki vadilerde yetiÅŸen kaba ve tel tel otlarla sabah erken ve akÅŸamlan geç saatlerde beslenirler. En tehlikeli yerlerde dahi saÄŸlam adımlar atan bu güçlü daÄŸcılar, gündüzleri dik ve çorak yamaçlarda dinlenir ve oldukları yerden bölgenin büyük bir kısmını kontrol altında bulundururlar. Görme ve iÅŸitme duygulan pek o kadar keskin deÄŸilse de, koku alma duygulan fevkalade geliÅŸmiÅŸtir.
DiÅŸilerle yavfruları yazın 10-100 baÅŸlık sürüler halinde toplaşırlar. Erkek yak’lar çiftleÅŸme mevsiminin dışında yalnız hayvanlardır. Bu devrede her erkek kendine sürüden dört veya beÅŸ diÅŸi ayırır. ÇiftleÅŸme dışındır, yavrular ise bundan on ay sonra sonbaharda dünyaya gelirler.